Nereye Payidar Nereye?

Written by Boğaç Erkan. Posted in Ordan Burdan

Belki de teknolojik anlamda en çok değişimi tecrübe eden kuşak olacak benimkisi; ya da bilmiyorum, belki de böyle demek daha havalı geldiği için inanası geliyor insanın buna. Şimdi düşününce tuhaf geliyor aslında; bilgisayar denen şeyi ancak üniversitede, o da laboratuvarda falan görebilirdiniz.

İnanması zor olsa da cep telefonu diye bir şey yoktu hayatımızda, ailesinin yalnız başına tatile gitmesine izin verdiği şanslı insanlardan biriyseniz bir otobüse biner yola çıkardınız da sizden ilk haberi ancak siz arayabildiğinizde alırlardı. Aramak dediğim de cebinizden çıkardığınız aptal bir aletin ekranına dokunup konuşmadan iletişmek de değildi… Çaba göstermek gerekirdi birine bir yerde olduğunuzu haber vermek için. Postaneye gidilir, telefon yazdırılırdı. Sıranız gelecek, sıranız gelip de sizi seslediklerinde ortalıkta olacaksınız, bütün bunlar da yetmezmiş gibi karşı taraf da benzer koşullarda olup ahizeyi kaldıracak ve konuşacaksınız. Gerçekten inanılmaz geliyor şimdi.

Anneme

Written by Boğaç Erkan. Posted in Ordan Burdan

Aslına bakarsan çok matrak kadındın. Hatta belki de deliydin. Herkesin annesinden farklıydın ve zaman zaman çok güldürürdün beni. Ama bazı zamanlarda da senin yüzünden pek de bilmediğim, pek de yüzeye çıkmayan şiddette bir sinir yaşardım. Normal olmadığın kesindi kesin olmasına da daha normal bir kadın olmanı ben tercih eder miydim emin değilim.

Bulunmaz Hint Kumaşı

Written by Boğaç Erkan. Posted in Ordan Burdan

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman deve tellal iken, saksağanların en azından bir tanesi berber iken… Ben kayınçonun kızların beşiğini tıngır mıngır sallar, kızlardan küçük olanı yaygarayı basar iken. İp koptu, beşik devrildi. Anam olsaydı kapardı maşayı, babam olsaydı alırdı meşeyi, döndürürdüler dört köşeyi. Yok ikisi de ama ben yine de sıkmadım canımı, dar attım kendimi dışarı… Kaç kaç… kaçmaz mısın… en azından bi check-in yapmaz mısın? Ama olursa görenler söyleyenler diye yapmam, sana da bi saniye bakmam. Görürdü görmezdi derken vardım bir pazara. Bir at aldım dorudur diye. Bineyim dedim, at bir tekme salladı bana geri dur diye… Yahu sen de mi demeye kalmadan başladı hükümetin ağır topları ateşe. Topladım gülleleri cebime koydum ağırdır, satarsam gelir üç beş kuruş diye. Tozu dumana kattım, Edirne’ye yettim. Selimiye minarelerini soktum bir yere, borudur diye. Sonra yakaladılar beni attılar tımarhaneye, “La bu kesin delidir,” diye. Olaydı gelirdi babamdan haber, “Her zamanki huyudur!” diye. Olmayınca gelmedi, akıllı sandılar koydular karanlık bir zindana. Neyse uzatmayalım, başlayalım masala…

[Gün 21] Çeşme – Ankara

Written by Boğaç Erkan. Posted in BAM

Tuhaf bir duygu. Bir süredir Çeşme ve İzmir’in ışıkları görünüyor. Dışarıda kuvvetli bir rüzgâr var ama artık sıkıldığımız için Derin’le birlikte sık sık güverteye çıkıp ne kadar kaldı diye bakıyoruz. Işıklar iyice yaklaştığında gemide bir hareketlenme başlıyor. İnsanlar hazırladıkları eşyalarını koridorlara, yemek salonunun önüne, kısacası bulabildikleri uygun yerlere çıkartıp, limana yanaşacağımız anı beklerken ortalıklarda gezinmeye başlıyorlar.

[Gün 17] Roma – Napoli – Brindisi

Written by Boğaç Erkan. Posted in BAM

Bugün 12 Ağustos 2008. Artık İtalya’da tek bir günümüz kaldı. Ayın 13’ünde, sabahın körü bir saatte feribotumuza binmiş olacağız ve 14’ü akşamı 23:30 gibi de Çeşme’de olacağımızı farz ediyoruz.

Sabah 9 gibi bir saatte uyandık ve eşyalarımızı toplamaya koyulduk. CR’dan gerçekten de memnun kaldık ve bir yandan Roma’yı gezerken, bir yandan da önümüzdeki 600 kilometrelik yol için enerjimizi toparlamış olduk.

Orta Yaş Krizinizi Hevesle Kucaklayın

Written by Boğaç Erkan. Posted in Ordan Burdan

Özellikle de erkekler gözlerinde fazla büyütüyorlar bu orta yaş krizini. Bir memnuniyetsizlik, bir arayış, bir söylenme ve bir moral bozukluğu hâli hâkim oluyor bu krizden muzdarip durumdakilere. Yahu neden ki kardeşim? Bu dönemi kucaklayın, yaşadıklarınızın keyfini sürün ve orta yaş krizinin arkasına saklanıp aklınıza gelen türlü deliliği yapın gitsin işte. Unutmayın ki bir sonraki kriz döneminin ucu altmışlı yaşları bulabilir ve o yaşa geldikten sonra, büyük ihtimalle aklınıza gelen şeylerin hatırı sayılır bir kısmını yapamıyor olacaksınız.

İçimdeki Çocuk Üçlemesi I – Geber Köpek

Written by Boğaç Erkan. Posted in Ordan Burdan

İçimdeki çocuğu öldürdüm. Siz ne düşünürsünüz bilmem ama bence hıyarın tekiydi. İçindeki çocuğu öldürmekten muhabbet hapis diye bir şey var mıdır emin değilim ama gerçekten de pisliğin tekiydi; öyle ya da böyle, ceza indiriminden yararlanamayacak olsam da zerre kadar pişman değilim ve yine olsa yine yaparım.

Uğurlar Olsun

Written by Boğaç Erkan. Posted in Ordan Burdan

Mantıklı bir şekilde gelişen, bölümleri arasında bağlantılar bulunan, okudukça keyif verecek bir yazı değil bu. Bu yazı kopuk kopuk ifade edilmiş, belki canınızı sıkacak, belki bir iki paragraf sonra okumayı bırakmanıza neden olacak saçma sapan şeylerle dolu. Bu yazı benim kafamın hâlini yansıtıyor ne yazık ki. Mantıksızca yazıyor olabilirim; belki altyapım yetersizdir ve saçmalamış olduğumu düşünürsünüz, belki çok bencilimdir gerçekten de, belki o belki bu… Umurum değil.

[Gün 18-19-20] Brindisi – Çeşme

Written by Boğaç Erkan. Posted in BAM

Artık bir tür âdet oldu, anlaşılan o ki Ankara’ya döneceğimiz güne kadar şöyle kana kana uyumak mümkün olmayacak. Vapuru kaçırır mıyız endişesi içinde, kargaların kahvaltı saatinden hemen önce, altı buçuk gibi uyanıyor ve gündüz gözü ile uyanıp nasıl bir yerde olduğumuza bakıyoruz.

[Gün 16] Roma III

Written by Boğaç Erkan. Posted in BAM

Çok yorulduk. Çok yorulduk ama keyfimiz daha yerinde olamaz. Camping Roma’daki karavanımızda son derece mutlu bir şekilde, arabanın içindeki yatağa tıkışmadan kalabiliyoruz, klimamız çalışıyor, buzdolabına bir şeyler koyabiliyor ve bu arada da kızımın aküsünü bitirmiyoruz. Kampingin hemen karşısındaki marketten aldığımız bir sürü kahvaltılığımız var ve bugün hiçbir şey yapmadan dinlenmeye karar verdik.

Karavanda kalıyor olsak da kamping hayatı başka şeye benzemiyor ve bu yüzden de, sanki mecburmuşuz gibi sabahın erken denebilecek bir saatinde uyanıyor ve kahvaltı hazırlıklarına girişiyoruz. Ben Türküm ya, ilk iş olarak çay suyu koyuyorum. Minik minik, plastik bardaklarda pek keyfi çıkmıyor ama cam bardağım yok, belim de kalın epeyce diyerek keyfimi hiç kaçıramam doğrusu.